AKP’nin Din İstismarı ve Dine Zarar Veren İcraatları

Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’liler “Milli görüş gömleğimizi çıkardık.” deseler de Refah Partisi’nin yaptığı gibi din istismarı yapmaya devam ediyorlar. Bunu Refah Partisi’ne göre daha profosyonelce yapıyorlar. Batı bölgelerinde demokrasi,özgürlük nutukları atarken İç Anadolu,Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile Karadeniz Bölgesi’nde halk arasında çok yoğun bir şekilde din istismarı yapıyorlar. Din istismarını Batı bölgelerinde muhafazakar vatandaşlarımız arasında da yapıyorlar. Tarikat ve cemaatler bu konuda AKP’ye çok yoğun bir şekilde katkı sağlıyorlar. AKP ile tarikat ve cemaatler arasında Cumhuriyet tarihinde şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte bir ittifak mevcut.

Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’liler din istismarını çoğunlukla başörtüsü üzerinden yapıyorlar. Bunun yanında 2007 seçimleri öncesinde Abdullah Gül’ü “Dindar Cumhurbaşkanı” diye lanse ederek din istismarı yapmışlardı. Referandum kampanyası sırasında ise özellikle İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde “Evet oyu verirseniz alevi hakimler gidecek, Müslüman hakimler gelecek.” biçiminde din istismarı yaparak bu bölgelerde yüksek oranda “EVET” oyu çıkmasını sağlamışlardı.

AKP, kendisini vatandaşlara “dindar parti-Müslüman parti” olarak tanıtmasına rağmen yaptığı icraatlar tam tersi yönde. Bizim Türk Milliyetçileri olarak AKP’nin bu konudaki ikiyüzlülüğünü vatandaşlarımıza göstermemiz lazım. Bunun için AKP’nin Türk Milleti’nin inançlarına ters düşen, zarar veren icraatlarını aşağıda açıklamaya çalıştım. İşte AKP’nin inançlarımıza ters düşen, zarar veren icraatları:

1-Papalığın yürüttüğü bir “Dinler arası Diyalog Projesi” var. Vatikan bu projeyi Hıristiyanlığı yayma yolunda bir araç olarak görüyor ve kullanıyor. Hıristiyan Dünyası ülkemizde çok yoğun bir biçimde misyonerlik faaliyetleri yürütüyor. AKP Hükümeti bu faaliyetlere karşı tedbir almakla yükümlü olduğu halde görevini yapmıyor. AKP’nin önceki dönemde Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanı Mehmet AYDIN diyalog konusunda şöyle diyor: Diyalog platformunda İslam’ı tebliğe kalkışmak en büyük dinsizliktir.

2-Referandum kampanyası sırasında AKP yönetimi teşkilatlarına genelge göndererek 12 Eylül tarihine kadar yurtdışına çıkışları durdurdu. Bunun amacı AKP tabanını oluşturan vatandaşların Umre ziyareti için kutsal topraklara gidişini önlemekti. AKP’liler Umre’ye gidenlerin referandumda oy kullanamayacaklarını hesap ettikleri için bu yola başvurdular.

Kaynak:8 Ağustos 2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi

3-Türk Bayrağı’ndaki yıldız Türklüğü temsil ederken hilal de İslamiyet’i temsil eder. Buna göre AKP, dinimize ve inançlarımıza saygılı bir parti ise Türk Bayrağını koruyup kollamak ve yüceltmek durumunda. Ancak, gerçek öyle değil. PKK’lıların Habur Sınır Kapısı’ndan girişleri sırasında AKP, PKK’lıların ellerindeki PKK Bayrağına dokunmadı. Buna karşılık AKP şehit ailelerinin TBMM’yi ziyareti sırasında polise talimat vererek şehit ailelerinin ellerindeki Türk Bayraklarını toplatmaya kalktılar. Şehit ailelerinin gösterdiği yoğun tepki üzerine polis bu girişimden vazgeçmek zorunda kaldı. Bu durumda AKP’ye şunu sormak gerekiyor: PKK Bayrağına bir şey diyemezken gücünüz Türk Bayrağına mı yetiyor?

Kaynak:İsrafil K. KUMBASAR’ın 29.10.2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde yayınlanan yazısı

4-AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Kretschmer ile ABD Büyükelçisi Edelman Hükümete başvurarak Cuma namazında okunan Ali İmran suresi 19. Ayeti olan  “Allah Katında Din İslam’dır” ayetinden rahatsız olduklarını bildirerek hutbeden çıkarılmasını talep ettiler. Hükümet bu talebi kabul ederek bu ayeti çıkartarak yerine “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” hadisinin konulmasına karar verdi ve bu karar uygulandı.

Kaynak:milligazete.com.tr 29 Nisan 2006

5-AKP, Batı’ya şirin gözükmek amacıyla İstanbul için “İstanbul 2010: Avrupa Kültür Başkenti” projesini uygulamaya koydu. Bu projenin ana fikri İstanbul’un Ermeni ve Rum karakterini vurgulamaktı. Bu proje 2010 yaz aylarında uygulandı. Güya İstanbul’un tanıtımı  için bizim vergilerimizden toplanan 300 milyon TL harcandı. Bu proje ile kesinlikle İstanbul’un Türk karakteri değil, aksine Rum ve Ermeni karakteri öne çıkarıldı. Projenin hazırlık aşamasında Başbakanlığın himayesinde  “Türkiye Tanıtım Konseyi”  kurulmuştu.Bu konsey birtakım raporlar hazırlamıştı.Bu raporlardan birinde aynen şu ifadeler var: Türkiye’deki dinler ile ilgili iki temel sorun göze çarpmaktadır; birincisi vakıf malları sorunu, diğeri de Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmamasıdır.Bugün Türkiye’de Hıristiyan dünyasının kendi dinlerini öğrenebileceği bir yer yoktur. Türk halkının yüzde 99’u Müslüman’dır ve din bakımından dünyada bu kadar homojen olan başka bir toplum yoktur. Bu durum tartışma ortamını da olumsuz etkilemektedir. Gayrimüslimler yalnızca İstanbul ve İzmir’de yoğundur. Halkımız kendisini yalnızca ’Müslüman-Türk’ olarak tanımlamakta, diğer değerlere sahip çıkmamaktadır. Batılı gözüyle ülkemiz ’istilâ’ altındadır.

Kaynak: Arslan BULUT’un Yeniçağ Gazetesi’nde yayınlanmış yazısı

6-Fener Rum Patrikhanesi eskiden beri bir ihanet yuvası olarak faaliyet göstermiştir. Osmanlı Devleti döneminde bir patrik Rusya lehine casusluk yaptığı için patrikhanenin kapısında idam edilmiştir. Patrikhane, İstiklal Savaşı sırasında açıkça Yunanlılar ve İngilizlerle işbirliği yaparak ihanetlerini devam ettirmiştir. Patrikhaneye bağlı Heybeliada Ruhban Okulu casus papazlar yetiştirmiştir. Kıbrıs Türkleri’nin katili Makarios da Ruhban Okulu’nda okumuştur. Patrikhane’nin bu ihanetleri nedeniyle Büyük Önder Atatürk 20 Ocak 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde aynen şunları yazmış:Bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız.Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir?Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var?Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir.
Lozan Anlaşması’nın hazırlık görüşmeleri sırasında bilmediğimiz sebeplerden ötürü Patrikhane’yi ülke dışına çıkarmak mümkün olmamıştır. Buna karşılık yeniden ihanet yuvası olmasının önüne geçmek için Patrikhane’nin faaliyetleri Türkiye’de yaşayan Rumların dini ve hayır işleri ile sınırlandırılmıştır. Lozan Anlaşması’na göre Patrikhane, ülkemizde yaşayan 4.000 civarında Rum’un dini ve hayır işlerinden başka şeylerle ilgilenemez. Patrikhane, hiçbir zaman bununla yetinmemiştir. ABD ve AB’nin desteğiyle Dünyada yaşayan tüm Ortodoks Hıristiyanların temsilcisi olmak, Vatikan tipi bir din devleti statüsü kazanmak, Heybeliada Ruhban Okulu’nu Türkiye Cumhuriyeti’nin denetimi dışında yeniden açmak için teşebbüslerine devam ediyor.
Hükümet yetkililerinin milli çıkarları korumak için Patrikhane’nin bu haince teşebbüslerine  karşı durmaları gerekirken maalesef Patrikhane’nin yanında yer alıyorlar.İşte Başbakan’ın ve bazı bakanların Patrikhane’yi destekleyen açıklamaları:
Patrik ekümenik olsa ne olur ki. Patriğin ekümenik olup olmadığına sen niye karar veriyorsun kardeşim? Müslümanların diyelim lideri belirlenecek, buna Ortodokslar mı karar verecek. Fatih zaten kompleks duymamış, ekümeniklik vermiş. Neymiş, içimizde Vatikan gibi bir devlet olacakmış. Buna kargalar bile güler.
 Ruhban Okulu’nun kapalı olması vahim bir hatadır. Kapatılma gerekçesi haksızdır. Ruhban Okulu’nun bugün hiçbir kanun değişikliği yapılmadan açılabileceğini düşünüyorum.
(Milli Eğitim Eski Bakanı Hüseyin ÇELİK)

Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN 2010 Mayıs ayında Atina’ya yaptığı resmi ziyarette gazetecilerin “Patrik Bartholomeos’nun ekümenik olarak nitelenmesi sizi rahatsız ediyor mu ve neden yanınızda getirmediniz?” sorusu üzerine şu cevabı verdi:
Diyanet İşleri Başkanımın meşguliyeti olmasaydı ikisini beraber getirmeyi düşünüyordum. Zamanlama örtüşmediği için gerçekleştiremedik. ’Ekümenik’ sorusuna gelince,beni rahatsız etmez. Ecdadımı rahatsız etmediğine göre beni de rahatsız etmez. Ama benim ülkemde bazılarını rahatsız edebilir.
Kaynak:gazetevatan.com 15.05.2010

7-Kanunlarımıza göre Fener Rum Patrikliğine seçilecek kişinin Türk vatandaşı olması gerekiyor. Türkiye’de yaşayan Rumların sayısı kadın ve çocuklar dahil olmak üzere 4.000 civarında. Bu sebeble şimdiki Patrik Bartholomeos’tan sonra patrik olacak niteliklere sahip kimse bulunmadığı için patriklik makamının boş kalacağı söyleniyordu. Tabi ki, bu bizim sorunumuz değildi. AB ve ABD bunun telafisi için Hükümete baskı yaptı. AKP Hükümeti, baskılara boyun eğerek dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapan 14 Rum Metropolite Türk vatandaşlığı verdi. Bu icraatıyla AKP Hükümeti yok olmaya, tükenmeye yüz tutmuş Patrikhaneyi yeniden canlandırdı. Çünkü, Patrik Bartholomeos’tan sonra bu 14 metropolitten birisi patrik olacak. Hükümet böylelikle Hristiyan Ortodokslara çok büyük bir hizmet yapmış oldu. AKP’nin bu icraatı Türkiye ve Türk Milleti açısından ise çok büyük bir talihsizlik ve kara bir sayfadır. Patrikhane, AKP’nin bu yardımı sayesinde ihanetlerine devam etme imkanı bulmuş olmaktadır.
Kaynak:milliyet.com.tr 15 Ekim 2010

8-AB ve ABD yıllardır Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için Türkiye’ye baskı yapıyor. Heybeliada Ruhban Okulu’nu patrikhane kendisi kapattı.1982 yılında YÖK, Patrikhaneye bir yazı göndererek isterlerse İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde Hıristiyan Ortodoks Mezhebi ile ilgili bir bölüm açılabileceğini bildirdi. Patrikhane bunu kabul etmedi.
Sonraki yıllarda ise Patrikhane sürekli olarak Türkiye’yi Ruhban Okulu’nu açmadığı gerekçesiyle dünyaya şikâyet etti. Patrikhane, bu şikâyetlerine devam ediyor. Patrikhane, Ruhban Okulu’nun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin denetiminin dışında özerk bir okul olmasını istiyor. Böylece Ruhban Okulu’nda hain papazlar yetiştirilebilecek.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılacağı sinyalini verdi. Bununla ilgili gazete haberini aşağıda veriyorum. Haber şöyle:
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması taleplerini haklı bulduklarını belirtti ve okulun açılacağı sinyalini verdi.
Arınç, Türkiye’deki dini azınlıkların ruhani liderleri ve cemaat vakıflarının başkanları ile Başbakanlık’ın Dolmabahçe’deki ofisinde kahvaltılı toplantıda bir araya geldi.
Arınç’ın gündeminde ruhban okulu vardı.
“Onların din görevlisi yetiştirme ihtiyaçlarını, dini haklarının bir gereği olarak haklı buluyoruz” diyen Arınç, “Heybelida Ruhban Okulu’nun tekrar eğitime başlaması konusunda şahsım ve hükümetimizin kararı olduğunu bildirmeliyim” ifadesini kullandı.
“Bir hukuk devleti olan Türkiye’nin kendi mevzuatı içerisinde umarım çok fazla geçmeden gerçekleştireceğiz” diyen Arınç, konuya iyi niyetle yaklaştıklarını belirtti.
Arınç, “Ama Anayasa Mahkemesi’nin ve diğer mevzuat hükümlerinin bir kısıtlama getirdiğini biliyoruz. Hükümetimizin görüşü; dini inançlara sahip ülkemizde yaşayan insanların azınlık statüsü içinde değerlendirilirse değerlendirirsin, Lozan’dan kaynaklanan hakları söz konusu edilirse edilsin, biz onlara başkasından farklı olarak bakmıyoruz. Onların din görevlisi yetiştirme ihtiyaçlarını, dini haklarının bir gereği olarak haklı buluyoruz” diye konuştu.
Arınç, bu konuda Fener Rum Patriği ve ilgililerle görüşmelerinin devam ettiğini kaydetti.
http://www.gazetevatan.com 11.03.2010

Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN da 22 Ekim 2010’da Atina’ya yaptığı resmi ziyaret sırasında Patrikhane ve Ruhban Okulu konusunda gazetecilere şu açıklamayı yaptı: Bu konularla ilgili istikşafi görüşmeler malum bir hukuk içinde arkadaşlarımız tarafından verimli bir şekilde yürüyor. Bunun yanında özellikle yetimhane ile ilgili konuda patrikhaneye devri hususundaki süreç şu anda olumlu şekilde devam ediyor. Bildiğiniz gibi Sen Sinod Meclisi’ndeki üyelerle ilgili olarak vatandaşlığımıza müracaat eden Metropolitten 12 tanesinin vatandaşlık işlemi tamamlandı.Tabii bu aslında önemli adımdı. Bugüne kadarki bir belirsizliğin çözümüne de neden oldu. Aynı şekilde Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili olarak da temenni ederiz ki en kısa zamanda bir hukuk çerçevesinde çözümünü inşallah iktidarımız gerçekleştirir.
22.10.2010 http://www.internethaber.com

9-AKP,2003 yılında İmar Kanunu’nun ek 2. Maddesinde bir değişiklik yaptı. EK 2. Maddenin önceki haliyle değişiklikten sonraki halini aşağıda veriyorum. Şöyle:
Ek Madde 2 – (4380 – 31.7.1998) İmar planlarının tanziminde, planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları gözönünde tutularak lüzumlu cami yerleri ayrılır.
İl, ilçe ve kasabalarda müftünün izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla cami yapılabilir.
Cami yeri, imar mevzuatına aykırı olarak başka maksatlara tahsis edilemez.
Ek Madde 2.- (Değişik 4928 – 15.7.2003 m.9) İmar planlarının tanziminde, planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu ibadet yerleri ayrılır.
İl, ilçe ve kasabalarda mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla ibadethane yapılabilir.
İbadet yeri, imar mevzuatına aykırı olarak başka maksatlara tahsis edilemez.
Bu değişiklikle Türkiye’nin her yerinde kilise ve havra açmak imkânı getirilmiştir. Hatta bu değişiklikle apartmanlarda dahi kilise açmak imkânı sağlanmıştır. Böylece, Hıristiyan misyonerlere misyonerlik kapısı sonuna kadar açılmış olmaktadır. Alevi vatandaşların cemevlerini ibadethane olarak kabul edilmesi talebini reddeden AKP’nin Hıristiyan misyonerlere kapıları ardına kadar açması herhalde İslam’ın ve Müslümanların yararına değildir. Bu gerçeği, “Müslüman parti” diyerek AKP’ye oy veren dindar vatandaşlarımıza mutlaka göstermek durumundayız. Bunu yapabilirsek din istismarı imkânını AKP’nin elinden almış oluruz. AKP; din istismarı yapamadığı zaman hızla erime sürecine girecek, bu da milletin ve ülkenin hayrına olacaktır.

10-AB’ye uyum süreci kapsamında AB’nin dayatmalarıyla Vakıflar Kanunu değiştirildi.Yeni çıkarılan Vakıflar Kanunu ile azınlık vakıflarına,yabancılara ve yurtdışında kurulmuş olan vakıflara birçok haklar verildi.Önce bu hakları inceleyelim.Sonra ülkemiz açısından sakıncalarını açıklayalım.Yeni Vakıflar Kanunu ile azınlıklara ve yabancılara tanınan haklar şunlar:
·   Kanunun 5/son maddesiyle yabancılara Türkiye’de vakıf kurma hakkı verilmiştir.

·   Azınlık vakıflarının yeni mal edinmesi önceden sınırlanmıştı.Kanunun 12. Maddesi ile azınlık vakıflarına yeniden sınırsız olarak mal edinme hakkı verildi.

·   Kanunun 14. Maddesiyle diğer vakıflarla birlikte azınlık vakıflarına da vakfiye şartlarını değiştirme hakkı verildi.

·   16/son maddeyle azınlık vakıflarına ait hayrat niteliğindeki taşınmazların başka amaçlarla kullanılma hakkı verildi.

·   25. Maddeyle azınlık vakıfları dahil tüm vakıflara yurtdışında faaliyet gösterme,şube açma,yurtdışındaki kişi-kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdi bağış alma;yurtiçi ve yurtdışında faaliyet gösteren vakıf ve derneklere ayni ve nakdi bağış yapma hakkı verildi.

·   Karşılıklılık esasına göre yabancı vakıflara Türkiye’de faaliyet gösterme ve şube açma imkanı getirildi.

·   Kanunun geçici 7. Maddesiyle azınlık vakıflarının 1936 yılında verdikleri mal beyannamesinde kayıtlı olup da özel kişiler adına kayıtlı taşınmazlar ile 1936 yılından sonra aldıkları veya azınlık vakıflarına vasiyet edilen,bağışlanan ancak hazine,vakıflar genel müdürlüğü ya da bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı tüm taşınmazların talep halinde azınlık vakıfları adına tapulanması hakkı verildi.

Yeni çıkarılan Vakıflar Kanunu’nun sakıncaları ise şunlardır:

·   Yeni Vakıflar Kanunu ile yabancılara ve yabancı vakıflara istedikleri gibi Türkiye’de at oynatma imkanı verilmiştir.Yabancılar bu vakıflar aracılığıyla misyonerlik faaliyetleri ile bölücülük faaliyetlerini serbestçe yapabileceklerdir.

·   Bu kanunla yabancı ülkelerin ülkemizde yıkıcı ve bölücü faaliyetleri kışkırtma destekleme imkanı verilmiştir.

·   Azınlık vakıflarının güçlenmesi ve taşınmaz zengini olma imkanı yaratılmıştır.

Özetle yeni çıkarılan vakıflar kanunu milli birliğimizi ve bütünlüğümüzü ve milletimizin inanç birliğini sarsacak çok tehlikeli hükümler taşımaktadır.

11-Başbakan Tayyip ERDOĞAN,Marmara Üniversitesi’nin 2010-2011 akademik yılının açılışında yaptığı konuşmada aynen şunları söyledi:Ülkemizi ileri demokrasiler konumuna getireceğiz, Standartlara uyan değil standart belirleyen ülkelerden biri haline geleceğiz. Tarih boyunca farklı medeniyetlerin, farklı inanç gruplarının gerekirse kendi yargılamalarını yapmalarına saygı duyan bir ülkenin varisleriyiz. İnşallah gelecekte dünyada yine öncü bir rol üstleneceğiz. Gençlerimizin buna inanmasını istiyoruz. Türkiye’nin her bir vatandaşı özellikle gençleri tam bir özgüven içerisinde olmalı. Ben bir kez daha 2010-2011 eğitim ve öğretim yılının Marmara Üniversitesi’ne hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Kaynak:beyazgazete.com

Tayyip ERDOĞAN,bu konuşmasıyla Osmanlı Devleti döneminde olduğu gibi azınlıkların kendi mahkemeleri olmasını,Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına tabi olmayıp kendi hukukuna tabii olmasını istediğini açıklamış oldu.Tayyip ERDOĞAN’ın bu istekleri Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına yol açan en önemli sebeblerden birisidir.Azınlıklara bu hakları verirsek devletimizin tekliğini,milletimizin birliğini,ülkemizin bütünlüğünü korumak mümkün olmayacaktır.

Lozan görüşmelerinde Yunan Heyeti’nin başkanı Venizelos da azınlıkların ayrı hukuku olması konusunda çok ısrar etmiş,ancak bu Türk Heyeti’nce kabul edilmemişti.Başbakan ERDOĞAN’ın şimdi Venizelos’un savunduklarını savunması Türk Milleti açısından çok büyük bir talihsizlik değil mi?

12-2004 yılında çıkarılan Türk Ceza Kanunu taslağında zina suç olarak kabul edilmiş ve yaptırıma bağlanmıştı.AKP,Avrupa Birliği’nin baskısıyla zinayı suç olarak düzenleyen maddeyi taslaktan çıkardı ve halen zina suç değil.İşte,millete kendisini “Müslüman parti” diye tanıtan AKP’nin gerçek kimliği bu.

13-Referandum kampanyası sırasında Enerji Bakanı Taner YILDIZ Şanlıurfa’da Şanlıurfa Genç İş Adamları Derneği’nin iftar yemeğine katılmış,yemek sırasında bir konuşma yapmıştı.Bakan Yıldız, bir ara konuşmasının uzadığının farkına vararak, kolundaki saatine bakıp, teravi namazına yaklaştığına değinerek konuşmasını kesmek istedi.

Bakan’ın bu sözleri üzerine yanında bulunan protokol masasındaki Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan ile AKP Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman, araya girerek ‘Sayın bakanım siz rahat konuşun imamı ayarladık !’ sözleri üzerine Bakan Yıldız, bir süre daha konuşmasına devam etti.

İftar yemeğinin ardından Balıklıgöl’e geçen ve vatandaşlarla Ayin-Zeliha gölünde çay içen Yıldız, namaz kılmak için Rızvaniye Camiine gitti.

Burada saat 20.44’te teravi namazına giren cemaatin dağılmasından sonra hazır bulunan imam tarafından gecikmeli olarak saat 22.00’da namaz kılan Bakan Yıldız, AKP Kadın kolları tarafından organize edilen ilahi konserini izlemek için Yenişehir Çamlık Parkına hareket etti. Bir süre Grup Dergah’ın seslendirdiği ilahileri dinleyen Bakan Yıldız, Şanlıurfa’dan ayrılmak için GAP Havaalanı’na hareket etti.

www.gazete5.com    20 Ağustos 2010

Cami imamları bir partinin değil,devletin görevlisidirler.Bu itibarla diğer kamu görevlileri gibi imamlar da her vatandaşa,her siyasi partiye eşit davranmakla yükümlüdürler.İmamlar,kesinlikle kişiye veya bir partiye özel din hizmeti sunamazlar.Bu kamu hukuku açısından sakıncalı olduğu kadar,dinimiz açısından da son derecede  sakıncalıdır.İktidar partisi yetkilileri ile devletin valisinin salt bir bakanın keyfi için imamı ayarlamaları bu kişilerin kendi amaçları için daha hukuka ve dine aykırı neler yapabilecekleri konusunda ibret verici bir ders mahiyetindedir.Bu haber,AKP’nin dini siyasete alet ettiğini,her yolu kendileri için mübah saydığını açık seçik göstermektedir.Bizim görevimiz de bunu halka anlatmaktır.Anlatalım ki;samimi dindar vatandaşlarımız bu din tüccarlarının tasallutundan kurtulabilsinler.Bu yapılabildiği takdirde milletimize ve dinimize büyük bir hizmet yapılmış olacaktır.

14-AKP, AB’nin ve ABD’nin baskısıyla ülkemizde bulunan müze kiliseleri bizim vergilerimizden toplanan paralarla restore etmekte ve ibadete açmaktadır.Trabzon’da bulunan Sümela Manastırı ile Van’daki Akdamar Kilisesi bu konuda en canlı örneklerdir.Yeniçağ Gazetesi’nin 06.02.2011 tarihli sayısında verilen haberde ülkemizde ibadete açılan müze kilise sayısı 16’ya ulaşmıştır.Burada dikkati çeken önemli bir nokta bu kiliselerin hepsi müzedir.Kanunlarımıza göre müzelerde ibadet yapılamaz.AKP,AB ve ABD’yi memnun etmek için kanunları çiğniyor.Başka önemli bir nokta da bu kiliselerin olduğu yerlerde hiç Hristiyan yoktur.Yurtdışından gelen papazlar ve Hristiyanlar buralarda ayin yapmaktadırlar.Van Akdamar Kilisesi ile ilgili çok acı bir gerçek de şudur:Ermeniler 1915 yılında Müslüman kadınları bu kiliseye götürerek tecavüz ediyorlar,sonra da öldürüyorlardı.
Yukarıda verdiğimiz bilgilerden sonra AKP’ye oy veren dindar vatandaşlarımıza şu soruyu sormak hakkımızdır diye düşünüyorum:AKP’nin bu icraatları kime hizmettir,Müslümanlara mı,yoksa Hristiyanlara mı?
15-Başbakan Tayyip ERDOĞAN,2004 yılında ‘American Jewish Congress’ adlı bir Yahudi kuruluşundan ödül aldı.Önce bu ödülle ilgili köşe yazısını verelim.Sonra yazı ile ilgili yorumlarımızı sunalım.İşte, Tayyip ERDOĞAN’ın aldığı ödülle ilgili köşe yazısı:
Başbakan Tayyip ERDOĞAN,ABD gezisinde çeşitli Musevi kuruluşlarıyla ilgilendi,bazılarının dâvetine katıldı, birinden ödül aldı. Tayyip Erdoğan’a ‘cesaret ödülü’ veren kuruluşun adı ‘American Jewish Congress’ (AJC)…(Amerikan Yahudi Kongresi), World Jewish Congress, Theodore Herzl tarafından 19. yüzyıl sonunda kurulmuştu ve birkaç yıl önce 100. yıldönümü kutlandı. Dünya Musevilerini bir ‘ulusal yurda’ kavuşturma amaçlı kurulmuş ve İsrail ile amacını gerçekleştirmiş örgütün bir türevi Amerika’daki…
Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle lâyık görülmüş; bunlar arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan.Listede İsrail’in önemli bütün başbakanları yer alıyor, Golda Meir bile… Türkiye Başbakan’ına böyle bir ödülün verilmesi bayağı anlamlı. Ödülün verildiği mekân da öyle: HSBC bankasının New York merkezi… İstanbul’daki terörist saldırılara hedef olanlardan Musevilerin ABD’deki temsilcisi olan örgüt ödül veriyor, diğer hedef HSBC ise ödül törenine salonunu tahsis ediyor…” (Yeni Şafak,Taha Kıvanç kod adlı Fehmi KORU,5 Şubat 2004)
Amerikan Yahudi Kongresi,Tayyip ERDOĞAN’a bu ödülü 2.Körfez Savaşı’nda ABD ve müttefiklerine yaptığı yardımlar ve gösterdiği cesaret nedeniyle vermiştir.ABD’nin en önemli müttefiki İsrail’dir.Dolayısıyla bu ödül İsrail’e yapılan yardımlar sebebiyle verilmiştir.2.Körfez Savaşı’nda Irak’ta 1 milyondan fazla Müslüman ölmüştür.Tayyip ERDOĞAN,Irak’ta Amerikan silahlarıyla ölen Müslümanların kanı üzerinden bu ödülü almıştır.Şimdi,AKP’ye oy veren vatandaşlarımıza “Tayyip ERDOĞAN Müslümanlara mı yoksa Yahudilere mi hizmet etmiştir?” diye sormak gerek.
16-Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak’a savaşmaya giden ABD’li askerlere şöyle dua etti:Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere,en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.
The Wall Street Journal
31 Mart 2003
Bu konu ile ilgili muhataplarına şu soruyu mutlaka sormak gerek:Kendisinin Müslüman lider,partisinin Müslüman parti olarak tanıtılmasından memnuniyet duyan ve halk arasında bu yönde propaganda yaptıran Tayyip ERDOĞAN’ın yaptıklarıyla Amerikan askerleri için dua etmesi tam bir çelişki değil midir?Böylece,Tayyip ERDOĞAN’ın samimi olmadığı,salt oy alabilmek ve iktidarda kalabilmek için dindar insanlarımızın inançlarını ve duygularını istismar ettiği açığa çıkmış olmuyor mu?
17-AKP’lilerin yerden yere vurdukları 57. Hükümet,yani DSP-MHP-ANAP Hükümeti ABD’nin Irak’ı işgaline karşıydı.Bu hükümet sadece bu sebeble ABD ve içerdeki işbirlikçileri tarafından yıkıldı.Ardından 2002 yılında AKP iktidara geldi.AKP Hükümeti,ABD askerlerinin Türkiye’den Kuzey Irak’a girmesine imkan tanıyacak olan 1 Mart tezkeresinin TBMM’den geçmesi için çok yoğun çaba sarfetti.Ancak,milli ve manevi hassasiyetleri yüksek bazı milletvekillerinin oylarıyla tezkere reddedildi.Daha sonra AKP Hükümeti hukuka aykırı olarak İncirlik Üssü ile Türkiye hava sahasını ABD savaş uçaklarının kullanımına açtı.İncirlik üssünden kalkan ABD savaş uçakları ile Avrupa’dan kalkıp Türkiye hava sahasından geçerek Irak’a ulaşan ABD savaş uçakları Irak Müslümanlarının üzerine yüzbinlerce ton bomba yağdırdı.Irak Savaşı’nın sonunda 1 milyondan fazla Müslüman öldü.Yukarıda açıkladığım icraatları sebebiyle bu Müslümanların ölümünde AKP Hükümeti’nin de ağır sorumluluğu ve vebali vardır.
Amerikan askerleri için dua eden Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Irak’ta şehit olan 1 milyondan fazla Müslüman için bırakın dua etmeyi,tek kelime dahi söylememesi gayet ibret verici acı bir durumdur.Tek başına bu husus bile Recep TAYYİP ERDOĞAN’ın samimi olmayıp din istismarcısı olduğunu açıklamaya yeterlidir.
18-Danimarka Başbakan’ı Rasmussen 2009 yılında Nato Genel Sekreterliğine aday gösterildi.İlk başlarda AKP Hükümeti,2005 yılında Hz.Muhammmed’e hakaret içeren karikatürler konusunda karikatürcüleri destekleyen tavrı nedeniyle Rasmussen’in adaylığına itiraz etti.Ancak,bu itirazlar işe yaramadı.Devreye ABD Başkanı Obama girdi.Obama’nın Tayyip ERDOĞAN’la yaptığı bir telefon görüşmesinden sonra AKP Hükümeti Rasmussen’in adaylığına yaptığı itirazları geri çekti ve Rasmussen Nato Genel Sekreteri oldu.Bu sırada Türkiye’nin itirazlarını geri çekmesi karşılığında bazı sözler  verildiği basında yer aldı.Ancak, bu sözlerin hiçbiri yerine getirilmedi.
AKP’nin itirazlarının  sadece kamuoyunu tatmin etmek için yapılmış manevralar olduğu,AKP’nin diğer konularda olduğu gibi bu konuda da samimi olmadığı ve Türk Kamuoyuna yalan söylediği gün gibi açıktır.Gene,bu olay AKP Hükümeti’nin ABD’nin güdümünde olduğunu açık-seçik ortaya koymaktadır.Bu gerçeği de AKP’ye oy veren dindar insanlarımıza anlatmamız gerektiği açıktır.
19-2010 Eylül ayın da yapılan referandumdan sonra AKP Hükümeti türban sorununun çözümü için CHP’yi mazeret olarak gösterdi.Bu aşamada MHP;2008 yılında yapılan mutabakatın arkasında olduğunu,bu mutabakat çerçevesinde gerekli kanun değişikliklerinin yapılabileceğini kamuoyuna açıkladı.AKP’den bu konuda hiç ses çıkmadı.Eğer AKP;samimi olsaydı pekala 2008 mutabakatı çerçevesinde gerekli değişiklikler yapılır ve türban sorunu kökünden çözülürdü.AKP’nin buna yanaşmaması türban konusunda da samimi olmadığını,türban konusunu sadece istismar ettiğini ortaya koymaktadır.AKP’nin bu konudaki samimiyetsizliği de dindar insanlarımıza mutlaka anlatılmalıdır.
20-Recep Tayyip ERDOĞAN,2009 yılında Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Simon PERES’e “One minute” dedi.Bu konuşmasıyla Tayyip ERDOĞAN,İsrail Cumhurbaşkanı’na adeta meydan okudu.Normal şartlarda bu konuşmadan sonra Türkiye-İsrail ilişkilerinin gözden geçirilmesi,birtakım askeri anlaşmaların iptal edilmesi ve diplomatik ilişkilerin ya kesilmesi ya da en alt düzeye indirilmesi gerekirdi.Bunlardan hiçbiri yapılmadı.Hatta,AKP’li bazı bakanlar Türkiye-İsrail ilişkilerinin aynen devam edeceğine dair açıklamalar yaptılar.
2010 Ocak ayında İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı,Türkiye’nin İsrail Büyükelçisini makamına çağırdı.Kendisi yüksek bir koltukta otururken büyükelçimizi ise alçak bir koltuğa oturttu.Bu şekilde basına poz verdiler.Bu fotoğraf tüm dünya televizyonlarında ve gazetelerinde yer aldı.İsrailliler bu davranışlarıyla “One minute” olayının intikamını çok acı bir şekilde almış oldular.Türkiye’nin,Türk Milleti’nin haysiyetini ve şerefini korumak için İsrail’in bu davranışına en az bu kadar sert bir karşılık vermek gerekirdi.Bu,İsrail’in Ankara Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırarak aynen onların yaptığı gibi alçak bir koltuğa oturtup basına poz vermek veya diplomatik ilişkileri bir süreliğine de olsa tamamen askıya almak,bazı askeri ve ticari anlaşmaları iptal etmek veya askıya almak vb. şeyler olabilirdi.Ancak,bunların hiçbiri yapılmadı.Sadece kuru gürültü anlamına gelen bazı öfkeli açıklamalarla yetinildi.
Devam eden süreçte Mavi Marmara Gemisi AKP Hükümeti’nin bilgisi dahilinde Gazze’ye insani yardım götürürken İsrail Komandoları tarafından basıldı.8’i Türk vatandaşı 9 kişi öldürüldü.Bu olaydan sonra Tayyip ERDOĞAN,İsrail’den bunun hesabının sorulacağını iddia etti.Gazze’nin kaderi ile Konya’nın;İstanbul’un kaderinin aynı olduğunu,Hükümetin Konya’ya ve İstanbul’a sahip çıktığı kadar Gazze’ye de sahip çıkacağını söyledi.Yukarıda belirttiğim gibi bu açıklamalardan sonra icraat olarak hiçbir şey yapılmadı.
Tayyip ERDOĞAN,İsrail’le ilişkilerin düzelmesi için İsrail’in özür dilemesi ve tazminat ödemesi gerektiğini iddia etti.İsrail yetkilileri defalarca özür dilenmeyeceğini ve tazminat ödenmeyeceğini açıkladılar.Gene,icraat olarak hiçbir şey yapılmadı.İsrail’le ilişkiler sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etti.
Tayyip ERDOĞAN ve Hükümetinin İsrail karşısında bu aciz davranışları Yüce Türk Milleti’ne yapılmış çok büyük bir haksızlıktır.Bu olaylarla Tayyip ERDOĞAN’ın İsrail hakkındaki hamasi konuşmalarının sadece dindar insanlarımızın oylarını almaya yönelik din istismarı olduğu,AKP’nin gerçekte İsrail’e karşı değil,Onların işbirlikçisi olduğu net olarak ortaya çıkmıştır.Bize düşen görev ise,AKP’nin ikiyüzlülüğünü dindar insanlarımıza anlatmaktır.Böylece Türk Milleti AKP Hükümeti’nden kurtulma şansını yakalayabilecektir.

Mehmet Bacaksız – haberiniz.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: